Güzel ahlak hataları eritir. Suyun buzu erittiği gibi. Fena ahlak ta ameli bozar. Sirkenin balı bozduğu gibi

Show posts

This section allows you to view all posts made by this member. Note that you can only see posts made in areas you currently have access to.

Messages - Hizmetci

586
İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevî şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir."

[Tirmizî, Daavât 112, (3542).]
587
Ebu Mâlik el-Eş'ari (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Ümmetimde dört şey vardır, cahiliye işlerindendir,
bunları terketmeyeceklerdir:

* Haseble iftihar,

* Nesebi sebebiyle insanları ta'n,

* Yıldızlardan yağmur bekleme,

* (Ölenin ardından) matem!"

Resulullah (sav) şöyle devam etti:

" Matemci kadın, şayet tövbe etmeden ölecek olursa,
kıyamet günü üzerinde katrandan bir elbise,
uyuzlu bir gömlek olduğu halde (kabrinden) kaldırılır."


(Müslim, Cenâiz 9)
588
İbnu Ömer (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

"ALLAH'ın zikri dışında kelamı çok yapmayın. Zira, ALLAH'ın zikri dışında çok kelam, kalbe kasvet (katılık) verir. Şunu bilin ki, insanların ALLAH'a en uzak olanı kalbi katı olanlardır."


(Tirmizi, Zühd 62)
589
İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

" Sana günah olarak, husumeti devam ettirmen yeterlidir
(çünkü bu, gıybete kapı açar)."


(Tirmizi, Birr 58)
590
Ebu Ümâme (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:

" Ben, haklı bile olsa münakaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü; ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum."

(Ebu Davud, Edeb 7)
591
Hadis / Zilhiccede yapılan amel
03 Oct 2015 12:59
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Zilhiccenin ilk on gününde yapılan sâlih ameller gibi yüce Allah a sevimli gelen hiçbir amel yoktur." Bunun üzerine orada bulunanlar, "Yâ Resûlallah! Allah yolundaki cihad da buna dahil midir?" diye sordular. Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyurdu: "Allah yolunda cihad da buna dahildir; ancak malı ve canı ile cihada çıkıp geri dönmeyen (şehid) kimse hariç."

[Buhârî, ÃŽdeyn, 11; Ebû Davud, Savm 61; Tirmizî, Savm 52]
592
Ahmed İbnu Hanbel in Müsned inde
Hafsa validemizden (r. anhâ) rivayet edilmiştir:

"Dört şey var ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
(yaşadığı müddetçe) hiç bırakmadı:
1- Aşûra orucu,
2- (Zilhicce den) on gün,
3- Her aydan üç gün,
4- Sabah namazından önce iki rek at..
"


[Kütüb-i Sitte, C. 9, s. 473]
593
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Hiçbir günde yapılan salih amel, Allah a, zilhiccenin ilk on gününde yapılan amelden daha sevimli değildir. O günlerde tutulan bir oruç bir yılın orucuna, o gecelerden herhangi birini ibadetle geçirmek Kadir gecesini ibadetle geçirmeye denktir."

[Tirmizî, Savm, 52 (758); İbn Mâce, Sıyâm, 39]
594
Peygamber efendimizden "Seyfullah" (Allah ın kılıcı) ünvanını alan kahraman. Eshâb-ı kiramın ve İslâm kumandanlarının büyüklerindendir. İsmi Hâlid, künyesi Ebü l-Velîd ve Ebû Süleymândır. Nesebi Hâlid bin Velîd bin Mugîre bin Abdullah bin Amr bin Mahzûn dur. Ebû Cehil bin Hişâm ile ve Velîd bin Abd-i Şems ile kardeş çocuklarıdır. Velîd bin Velîd in kardeşidir. Annesi Lübâbe, Ümmül-mü minîn Hazreti Meymûne nin kardeşidir. Hazreti Hâlid bin Velîd in soyu, Mürre bin Kâ b da Peygamber efendimizin soyu ile birleşir. Kureyş in ileri gelenlerinden ve kumandanlarındandır. Bütün Arab kabileleri tarafından tanınır ve sevilirdi. 8 (m. 630) senesinde müslüman oldu. 21 (m. 642) de Humus ta vefât etti.

Bedir ve Uhud savaşlarında henüz müslüman olmadığından düşman birliklerinden birinin kumandanıydı. Hudeybiye de de düşman tarafında bulundu. Hazreti Hâlid bin Velîd in kardeşi Velîd, Bedir de esîr edildi. Fidye karşılığında serbest bırakılıp Mekke ye dönünce imâna geldi ve tekrar Medine ye döndü. Oradan, Hazreti Hâlid bin Velîd in müslüman olması için teşvik edici mektûblar gönderdi. Peygamber efendimiz Umre yapmak için Mekke ye gidince, Hazreti Hâlid bin Velîd saklandı. Hazreti Peygamberimize görünmedi. Hazreti Hâlid bin Velîd in kardeşi Velîd de, Peygamber efendimizin yanında bulunuyordu. Sevgili Peygamberimiz Ona "Hâlid nerelerde? Onun gibi birinin İslâmiyeti tanımaması, bilmemesi olamaz. Keşke o, bütün gayret ve kahramanlıklarını müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi ne kadar hayırlı olurdu. Kendisini, sever, üstün tutardık." buyurdu. Hazreti Hâlid bin Velîd, Peygamber efendimizin bu sözlerini haber alınca İslama meyli arttı. Hazreti Peygamberimizin yanına gitmek için toparlandı. Bunu kendisi şöyle anlatıyor: "Allahü teâlâ bana ihsân etti. Kalbime İslâm ın sevgisini yerleştirdi. Hayrı ve Şerri ayıracak hale getirdi. Kendi kendime, "Ben Muhammed e ( aleyhisselâm ) karşı her savaş yerinde bulundum. Ama bulunduğum her savaş yerinden ayrılırken, bozuk ve yanlış bir hâl üzere olduğumu ve Muhammed in ( aleyhisselâm ) bir gün mutlaka bize galip geleceğini biliyordum. Bunu sezmiş olarak oradan ayrılıyordum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Hudeybiye ye geldiği zaman, ben de düşman süvarilerinin başında bulunuyordum." Usfan da onlara yaklaşıp gözüktüm. Resûlullah ( aleyhisselâm ) bizden emîn bir şekilde, Eshâbına öğle namazı kıldırıyordu. Üzerlerine ânî baskın yapmak istedik, ama mümkün olmadı. Böyle olması da hayırlı oldu. Muhammed ( aleyhisselâm ) kalbimizden geçenleri anlamış olmalı ki, ikindi namazını temkinli olarak kıldılar. Bu durum bana çok tesir etti. "Bu zât her hâlde, Allah tarafından korunuyor ölmedi" dedim. Birbirimizden ayrıldık. Ben çeşitli düşünceler içinde bulunuyorken Muhammed ( aleyhisselâm ) Umre etmek için Mekke ye gelince ondan gizlendim. Kardeşim Velîd de Onunla beraber gelip beni bulamayınca, şöyle bir mektûb yazıp bırakmıştı. "Bismillahirrahmânirrahîm. Allahü teâlâya hamd ü sena ve Resûlullaha salât ü selâmdan sonra derim ki, hakîkaten ben, senin İslâmiyyetten yüz çevirip gitmen kadar şaşılacak görüş bilmiyorum. Halbuki, gittiğin yolun yanlış olduğunu anlıyabilecek haldesin, niye aklını kullanmıyorsun? İslâmiyet gibi bir dîni tanıyamamak, anlıyamamak ne kadar tuhaf. Hazreti Peygamberimiz, bana seni sordu. Senin, İslâmiyyeti tanıman, gayret ve kahramanlığını Müslümanların arasında, müşriklere karşı kullanman, Peygamber efendimizin arzusudur. Ey kardeşim! Çok fırsatları kaçırdın; ama, daha fazla gecikme!"

Kardeşimin mektûbu bana ulaşınca, müslüman olma arzusu bende çok kuvvetlendi. Gitmek için acele ediyordum. Resûlullah ın ( aleyhisselâm ) söyledikleri beni çok sevindirmişti. O gece uyurken, rüyamda sıkıntılı dar ve çöl gibi susuz yerlerden, yemyeşil geniş ve ferah bir yere çıkmıştım. Medineye varınca bu rüyamı Hazreti Ebû Bekir e anlatıp, tabirini ondan sormaya karar verdim.

Ben Resûlullah a ( aleyhisselâm ) gitmek için toparlanırken, "Acaba oraya giderken bana kim arkadaş olabilir" diye düşünüyordum. Safvân bin Ümeyye ye rastladım. Vaziyeti ona anlattım. O teklifimi reddetti. Daha sonra İkrime bin Ebû Cehil e rastladım. O da aynı şekilde davetimi red edince evime gittim. Hayvanıma binip Osman bin Talha nın yanına gittim. Ona da aynı şekilde, müslüman olmak üzere, Hazreti Peygamberimize gideceğimizi, kendisinin de gelmesini söyledim. Tereddütsüz kabûl etti ve ertesi günü seher vakti beraberce yola çıktık. Hadde denilen yere vardığımızda Amr bin Âs ile karşılaştık. O da müslüman olmak için Medine ye gidiyordu. Hep beraber Medine ye vardık. Elbisemin en güzelini giyip Resûlullah efendimizle görüşmeğe hazırlandım. O sırada kardeşim Velîd geldi ve "Acele et. Çünkü Peygamberimize ( aleyhisselâm ) sizin geldiğiniz haber verilmiş ve O da çok sevinmiştir. Şimdi sizi bekliyor" dedi. Ben de acele ile O yüce Peygamberin huzûruna vardım. Gülümsüyordu. Selâm verdim, "Allah dan başka ilâh olmadığına ve senin de Allah ın Peygamberi olduğuna şehâdet ediyorum" dedim. "Sana hidâyet eden, doğru yolu gösteren Allah a hamd olsun." buyurdu. Sonra günahlarımın affı için Allahü teâlâ ya duâ etmesini istedim. Benim için duâ etti ve "İslâmiyet, kendisinden önce işlenmiş olan günahları kesip atar." buyurdu. Diğer iki arkadaşım da müslüman oldular.

Peygamber efendimiz bana kendi evinin yanında bir yer verdi. Beni savaşta hep süvari birliklerinin başına kumandan tayin etti. Daha sonra Mekke de iken gördüğüm rüyayı Hazreti Ebû Bekir e anlattım. O da "Görmüş olduğun o ferahlık yer, Allahü teâlâ nın, seni, müşriklikten İslâmiyete erdirmesidir" buyurdu. Hazreti Hâlid bin Velîd in müslüman olması hicretin sekizinci yılında oldu. Müslüman olduktan sonra Medine de yerleşti.

Hazreti Hâlid bin Velîd, müslüman olduktan sonra ilk olarak Mûte gazâsında bulundu. İslâm askeri Mûte ye hareket ederken Peygamber efendimiz "Cihada çıkacak olan şu insanlara Hazreti Zeyd bin Hârise yi kumandan tayin ettim. Eğer o şehîd olursa yerine Cafer bin Ebî Tâlib geçsin. O da şehîd olursa yerine Abdullah bin Revâhâ geçsin. Eğer o da şehîd olursa, aranızda münâsib gördüğünüz birini seçip ona tâbi olursunuz." buyurdu. Mû te harbi başladı. Şiddetli çarpışma olurken; Hazreti Zeyd bin Harise, Hazreti Cafer ve Hazreti Abdullah bin Revâhâ şehîd oldular. Sancak Hazreti Sabit bin Akrem e verildi. O, sancağı bir yere dikip, mücâhidleri yanına çağırdı. Herkes toplanınca "Aranızdan birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve ona tâbi olunuz." dedi. "Biz seni kumandan seçtik" dediler. "Ben bu işi yapamam" dedi ve Hazreti Hâlid bin Velîde dönerek, "Yâ Hâlid! Senin savaş tecrüben, askerî bilgin, askeri heyecanlandırarak harekete geçirmen benden fazladır. Sancağı acele al. Savaş devam ederken bu işlerle oyalanmamız bizim aleyhimize oluyor" dedi. Böylece Hazreti Hâlid bin Velîd sancağı aldı. Akşam vakti yaklaşmış idi. Güneş batıncaya kadar pek müthiş çarpıştı. Onun bu maharetine kâfirler bile şaşırdılar. Akşam oldu. Sabahleyin tekrar saldırılacaktı. Hazreti Hâlid bin Velîd, şaşılacak derecede askerî dehâya ve muharebe tecrübelerine sahip bir kahramandı. Sabah olunca, İslâm askerinin, düzenini değiştirdi. Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arka tarafa ve arka taraftakileri ön tarafa aldı. Rum askerleri, daha önce tanımış oldukları kişilerle karşılaşmayınca hepsi birden şaşırdılar. "Demek ki bunlara yardımcı kuvvetler gelmiş" diyerek korkuya kapıldılar. Hazreti Hâlid bin Velîd in kumandasındaki mücâhidler, Rum askerlerinin morallerinin bozulmasından istifâde edip, hücuma geçtiler. Üçbin kişilik İslâm askeri Heraklius un yüzbin kişilik ordusunu bozguna uğrattı. Başkumandan Hazreti Hâlid bin Velîd in elinde, o gün dokuz kılıç parçalandı. Rum askerinin çoğu kılıçtan geçirildi. Peygamber efendimiz, Hazreti Hâlid bin Velîd in bu, fevkalâde başarısını haber aldığı zaman onu "Seyfullah" (Allah ın kılıcı) lakabı ile şereflendirdi.

Hazreti Hâlid bin Velîd, bundan sonra Mekke nin fethinde bulundu. Ordunun sağ kanadının kumandanı idi. Hissedilir bir mukavemetle karşılaşmadan, ilk önce Hâlid bin Velîd in ( radıyallahü anh ) kumandanı olduğu birlik, daha sonra Hazreti Zübeyr bin Avvâm, Muhacir süvarilerle Mekke ye girdi. Nihâyet, Peygamber efendimiz, hicretin sekizinci yılı Ramazan-ı şerîf ayı, on üçüncü Cuma günü Mekke nin fethini ihsân ettiği için Allahü teâlâ ya şükranından ve tevâzu undan dolayı mübârek başını eğmiş bulunuyordu. Yüksek sesle Fetih sûresini okuyarak Mekke-i Mükerreme ye girdiler. Mekke nin fethinden bir hafta sonra Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) etrâfa askerî birlikler gönderip, İslama uymayan her şeyi değiştirmelerini, düzeltmelerini emretti. Hazreti Hâlid bin Velîd, otuz süvari ile birlikte Uzzâ putunu yok etmek için gönderildi. Uzzâ, Nahle de üç sakız ağacı veya büyük dikenli ağaç idi. Bunun yanında Gatafan kabilesinin tapdıkları bir put vardı. Bu put, müşriklerce en büyük put sayılırdı. Hazreti Hâlid bin Velîd gitti ve bu putu yok etti. Uzzâ ağacını da kesip, oranın kapıcısı olan Dâbbe yi öldürdükten sonra geri döndü. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) memnun oldular. Bundan sonra, Hazreti Hâlid bin Velîd, üçyüzelli kişi ile beraber, Benî Cezîme kabilesini İslâm a davet için gönderildi.

Mekke feth edilince; Evtas, Sakif ve Hevâzîn kabileleri birleşerek Müslümanlara karşı, binlerce kişilik bir ordu meydana getirdiler. Hazreti Hâlid bin Velîd, bu gazâda süvari birliğinin kumandanı olup en önde çarpışıyordu. Çok büyük kahramanlık gösterdi. Bir ara yaralandı. Peygamber efendimiz, Hazreti Hâlid bin Velîd in yaralandığını işitti. Düşmanlar bozguna uğratıldıktan sonra, Peygamber efendimiz, Hazreti Hâlid bin Velîd in yerini sordu. Gösterdiler. Peygamber efendimiz geldi, yarasına baktı. Yaranın iyileşmesi için duâ buyurdu. Allahü teâlâ nın izniyle yara iyileşti.

Huneyn muharebesinde bozguna uğrayan kâfirler Taif kalesine sığınıp, kale kapılarını kapattılar. Peygamber efendimiz, Hazreti Hâlid bin Velîd i bin kişilik bir kuvvetle, önden yola çıkardı. Hazreti Hâlid bin Velîd, Taif kalesini muhasara etti. Çarpışmak için er diledi. Kimse kale kapısından çıkıp çarpışmağa cesâret edemedi. Müşrikler, kaleyi çok iyi şekilde tamir edip bir yıllık yiyeceklerini depo etmişlerdi ve dışarı çıkmıyorlardı. Kale içinde bir sıkıntıları yoktu. Peygamber efendimiz, kalenin fethi için şimdilik izin verilmediğini buyurunca, İslâm askeri geri döndü.

Hicretin dokuzuncu senesinde, Bizanslıların müslümanlara karşı, Şam civarında 30 000 kişilik bir ordu hazırladıkları haberi alındı. Haber kat î olmamakla birlikte, derhal İslâm ordusu hazırlanıp gönderildi. Bu ordu Tebük Mevkiinde 20 gün kadar bekledi. Civarda yaşayan Arabların hepsi Hıristiyan olup, Rum Kayserine bağlıydılar. Herhangi bir savaş halinde, bunlardan İslâm ordusuna zarar gelmemesi için, itaat altına alınmaları gerekiyordu. Ezrah ve Eyle adındaki reîsler, itaati kabûl ettikleri halde Ekider adlı reîs kabûl etmedi. Hazreti Peygamberimiz, Hazreti Hâlid bin Velîd e "Dörtyüzyirmi sahabe ile git. Ekîder i zahmetsiz, alır gelirsiniz. İnşâallah onu dışarıda avlanırken yakalarsınız." buyurdu. Hazreti Hâlid bin Velîd, emre uyarak, derhal hareket etti. Oraya varınca, hakîkaten Ekîder i avlanırken yakaladılar, diri olarak Hazreti Peygamberimize teslim ettiler. Ekîder cizye vermeği kabûl ettiğinden, kendisine emân verilip serbest bırakıldı. Tebük" gazâsından sonra, kabileler, grup grup Medine ye geldiler ve müslüman oldular. Bunun için o seneye (elçiler yılı) denildi.

Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Hazreti Hâlid bin Velîd i Benî Huzeyme kabilesini İslâm a davet için gönderdi. Onlarla anlaşma yaptı. Hicretin onuncu senesinde, yine Hazreti Hâlid bin Velîd i ( radıyallahü anh ) Haris bin Ka boğullarına gönderdi. Peygamber efendimiz ilk üç gün kılıç kullanılmamasını tenbîh etmiş idi. Bunun için Hazreti Hâlid bin Velîd tatlılıkla işi halletti ve onlar da İslâm ı kabûl ettiler. Hazreti Hâlid bin Velîd, Haris bin Ka boğullarının İslâm a gelmesi üzerine, Peygamber efendimize bir mektûb gönderdi.

Bu mektûb şöyledir:

"Bismillahirrahmânirrahîm.

Allahü teâlâ nın Resûlü, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm a Hâlid bin Velîd tarafından.

Esselâmü Aleyke Yâ Resûlallah!

Kendisinden başka ilâh olmıyan Allahü teâlâ ya hamd ederim. Yâ Resûlallah, beni Haris bin Kâ b Kabilesine gönderdiniz. Onlarla üç gün muharebe etmememi ve İslâm a davet etmemi, müslüman olurlarsa aralarında kalmamı ve İslâmın esaslarını, Allahü teâlâ nın kitabını ve Resûlünün sünnetini öğretmemi, eğer müslüman olmazlarsa muharebe etmemi emir buyurmuştunuz.

Ben de, emr-i şerifleriniz üzere hareket ederek, Haris bin Ka boğullarına üç gün nasîhat edip, İslâm ı tebliğ ettim. Süvarilerim "Ey Benî Harisler! Selâmete ermek isterseniz, müslüman olunuz" diye onları İslâm a davet ettiler. Onlar, hiç çarpışmadan müslüman oldular. Ben de onlara, Allahü teâlâ nın emirlerini Resûl Aleyhisselâm ın sünnet-i şeriflerini öğrettim. Yâ Resûlallah! Bundan sonra, nasıl hareket etmem gerektiği hakkında ikinci bir emr-i şerîfiniz gelinceye kadar burada bekliyeceğim.

Esselâmü aleyke Yâ Resûlallah!"

Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) de, Hazreti Hâlid bin Velîd in mektûbuna şöyle cevap yazdırdılar:

"Bismillahirrahmânirrahîm.

Allahü teâlâ nın Resûlü Muhammed Aleyhisselâm dan, Hâlid bin Velîd e,

Esselâmü aleyke Yâ Hâlid, Allahü teâlâ ya hamd ederim. Benî Haris bin Kâ blıların kendileriyle çarpışmanıza ihtiyâç kalmadan müslüman olup, Allahü teâlâ nın birliğine ve Muhammed in, O nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ettiklerini ve hidâyete kavuştuklarını haber veren mektûbunu elçiniz bana getirdi.

Onları, Allahü teâlâ nın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ederlerse âhıret ni metleriyle müjdele. Eğer aykırı hareket ederlerse âhıret azâblarıyla korkut. Sonra buraya gel. Onların elçileri de seninle beraber gelsin.

Vesselâmü aleyke ve Rahmetullahi ve berekâtühü."

Bundan sonra, Peygamber efendimiz Hazreti Ali yi, bir müfreze ile Yemen e arkasından O na yardım etmeleri için, Hazreti Hâlid bin Velîd i de bir müfreze ile gönderdi. Hazreti Ali ye ulaştıkları zaman, ona tâbi olmalarını tenbîh etti. Gittiler. Yemen halkı biraz karşı koydu ise de az bir çarpışmadan sonra, İslâm ı kabûl ettiler.

Hazreti Hâlid bin Velîd, Peygamber efendimizin vefâtlarından sonra Hazreti Ebû Bekir devrinde, ortaya çıkan ve Peygamberlik iddiasında bulunan bazı kimseler üzerine yürüdü. Bunlardan Tuleyha ve Avânesini öldürdü, Ayniye bin Husayn i yakalayıp Medine ye getirdi. Yemâme de Müseylemet-ül-Kezzab ın ordusunu dağıttı. Bu muharebede Müseyleme nin ordusundan 20 bin kişi, Müseyleme de Hazreti Vahşi tarafından öldürüldü, İslâm ordusundan 2000 asker şehîd oldu. Bundan sonra Hazreti Hâlid bin Velîd, mürted olanlarla ve zekat vermek istemeyenlerle uğraştı. Daha sonra, İslâm ın yayılması için, Irak tarafına gönderildi. Muzar muharebesinde 30 000 İran askeriyle çarpıştı. Galip geldi. Çoğunu nehre döktü, İranlı kumandan Hürmüz le müthiş çarpışmalar oldu. Hazreti Hâlid bin Velîd in kumandanlarından Hazreti Ka ka bin Amr fevkalâde kahramanlıklar gösterdi, kalın zincirlerle yapılmış istihkâmları kırdı. İran ordusuna karşı muzaffer oldular.

Hazreti Hâlid bin Velîd Kesker de İran ın büyük bir ordusunu ani gece baskınıyla hezimete uğrattı. İran kumandanı, kederinden öldü. Elis te de İranlılarla yapılan savaşta Hazreti Hâlid bin Velîd gösterdiği kahramanlıklarla askerini coşturdu. Bu savaşta da galip geldi.

Hazreti Hâlid bin Velîd, Hire üzerine yürüdü. Kaleyi kuşattı. Görüşmek üzere bir kimse istedi. Hireliler: "Öldürmezseniz göndeririz" dediler. Hazreti Hâlid bin Velîd öldürmeyeceklerini söyleyince Abdülmesih bin Hayyam bin Bukayle ile Hîre vâlisi, Hazreti Hâlid in huzûruna geldiler. Hazreti Hâlid onlara: "Sizi Allah a ve İslâm a davet ediyorum. Eğer müslüman olursanız, müslümanlara âit olan haklara sahip olursunuz ve müslümanın yapacağı vazîfeleri de yaparsınız. Bunu kabûl etmezseniz, cizye verirsiniz. Bunu da kabûl etmezseniz, sizin yaşamaya karşı olan hırsınızdan daha fazla şehîd olmaya karşı hırslı olan bir orduyla geldim" dedi. Bunları söylerken Abdülmesih in elinde bir şişe gördü. Şişedekinin ne olduğunu sordu. Abdülmesih şöyle cevap verdi: "Yâ Hazreti Hâlid! Bu zehirdir. Eğer sen, bizim arzularımıza uygun bir anlaşma yaparsan ne âlâ. Milletimin arzularına uygun olmayan bir anlaşma ile gitmektense, bu zehiri içerek hayatıma son vereceğim." Hazreti Hâlid bin Velîd, zehiri Abdülmesih in elinden aldı ve "Bismillahillezi lâ yedurru ma asmihi şey ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semî ul-alîm." diyerek sonuna kadar içti. Abdülmesih ve Hîre vâlisi, Hazreti Hâlid bin Velîd i hemen ölecek diye boş yere beklediler. Sonra Abdülmesih ve vâli anlaşma şartlarını görüşmek üzere kaleye girdiler. Halk onları merakla bekliyordu. Abdülmesih onlara: "Ben, kendilerine zehir tesir etmeyen bir kavmin yanından geliyorum" dedi. Kavmiyle istişâre edip tekrar Hazreti Hâlid bin Velîd in yanına gelerek: "Biz, sizinle harp edemeyiz. Fakat dîninize de giremeyiz. Size cizye vermeğe hazırız" dedi. 90 bin dinar üzerinden sulh anlaşması yaptılar. Hazreti Hâlid bin Velîd, Hirelilerle yaptığı sulhnâmeyi bitirince İran hükümdârına ve erkanına bir mektûb yazdı. Bu mektûb aynen şöyledir:

"Bismillahirrahmânirrahîm,

Hâlid bin Velîd den, Rüstem, Mihran ve Acem reîslerine. Selâm, hidâyete kavuşanlara olsun. Allahü teâlâ ya hamd ederim. Onun kulu ve Resûlü olan Hazreti Muhammed Aleyhisselâma salât ü selâm olsun.

Yaptığınız bütün çalışmalarınızı dağıtan, topluluğunuzu parçalayan, sözlerinizde sizi ihtilâfa düşüren, gücünüzü kuvvetinizi zayıflatan, mülk ve hakimiyetinizi elinizden alan Allahü teâlâ ya sonsuz şükürler olsun.

Bu mektûbu Hîrelilere, İran a gönderilmek üzere teslim etti. Hazreti Hâlid bin Velîd buraları emniyet altına aldıktan sonra, Anbar kalesini muhasara etti. Sulh yoluyla şehri ele geçirdi. Bundan sonra, Mehran ın, müslümanlarla savaşmak üzere Aynüttemr de hazırlık yaptığını haber aldı. Üzerine giderek bu kaleyi de fethetti. Bu sırada, Dûmet-ül-Cendel de, Ekîder ve etrâfındaki kabile reîsleri ayaklandılar. Bunlar için Iyâd bin Ganem ( radıyallahü anh ) gönderilmişti. Bu, Hazreti Hâlid bin Velîd den yardım istedi. Hazreti Hâlid gelip, Dûmet-ül-Cendel i iki taraftan kuşattılar. Hazreti Halîd, Dûmet-ül-Cendel in reîslerinden Gûdî yi öldürdü. Az zaman sonra kale müslümanların eline geçti.

Hazreti Hâlid bin Velîd, bundan sonra Hîre ye geri döndü. Bu sırada, İranlılar El-Cezîre yi (Irak) geri almak için hazırlanmışlardı. Hazreti Hâlid, ani bir gece baskını ile İran ordusunu dağıttı. Hazreti Hâlid in üstün gayretleri neticesi bu mıntıkaya hakim olundu. Hazreti Hâlid, yavaş yavaş Fırat tarafına ilerledi. Burası, asker sevkiyatı için çok mühim bir mevki idi. Fırat nehri kenarında, gayri müslim Arablar, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe oldu. Bu büyük zaferin elde edilmesi ile Irak ın her tarafı müslümanların hakimiyetine girmiş oldu. Bundan sonra, Halife Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Hâlid bin Velîd e Şam tarafına hareket etmesini emretti. Derhal yola çıktı. Bir çok yerleri ele geçirerek Busra ya ulaştı. Busra da İslâm ordusu hücum etti. Müslüman ordusu karşısında aman dilediklerinden onlarla cizye ve haraç vermek şartıyla sulh yapıldı. Böylece Busra lılar can ve mallarını teminat altına aldılar. Bu İslâm ordusu Ecnadeyn de yapılan savaşta da galip geldikten sonra, Şam civarına geldiler. Şehir üç taraftan muhasara edildi. Üç ay süren muhasarada netice alınamadı. Şehirde, bir gün, patriklerden birinin bir oğlu dünyâya geldi. Halk her şeyi unutup, bayram yapmaya başladılar. Hazreti Hâlid bin Velîd geceleri uyumayıp vaziyeti araştırırdı. Askerî dehâsı ve halkın bu zaafından istifâde edip, ordusuna hücum emri verdi ve ordu şehre girdi. Fahl mevkiinde Rumlarla yapılan savaşta, Rum orduları perişan edilerek, zafer kazanıldı. Şam da yapılan ikinci karşılaşmada, Rumların bütün orduları yok edilinceye kadar savaş devam etti. Ard arda yenilen Rumlar, Anadolu da papazlar vasıtasıyla köy köy dolaşarak asker topladılar. Büyük bir haçlı seferi düzenlediler. 240 bin Rum askeri Yermük te toplandı. Buna karşılık, 46 bin kişilik müslüman ordusu vardı. Başkumandan Hazreti Hâlid bin Velîd, ordusunu biner kişilik bölüklere ayırdı. Her bölüğe kumandanlar tayin etti. Askerin maneviyatını kuvvetlendiren nutuklar irad ettikten sonra, düşmana hücum emri verdi. Bu savaş târihde eşine ender rastlanan kahramanlıklara sahne oldu. Rum kumandanlarından Yorgi, Hazreti Hâlid bin Velîd e gelip müslüman oldu. O da kâfirlere karşı çarpışmaya başladı ve şehîd oldu. Harbin şiddetinden öğle ve ikindi namazlarını imâ ile kıldılar. Bu harbte İslâm kadınları bile fevkalade cenk ettiler. Allah ın kılıcı Hazreti Hâlid, bütün gücü ile Haçlı ordusunun merkezine yüklendi. Merkezdeki kuvvetlerini dağıtınca Rum ordusu kaçmaya başladı. Bu savaşta kan gövdeyi götürdü. 100 binden ziyade Haçlı öldürüldü. Buna karşılık 3000 müslüman şehîd oldu. Bu savaşta da zafer, İslâmın oldu. İran, Irak, Şam, Suriye, Filistin Hazreti Hâlid bin Velîd in kumandanlığı ve fevkalâde güzel idâresi ile feth edildi. Her gittiği yerde İslâmiyeti tanıttı. Hazreti Ebû Bekir, tarafından, Suriye bölgesi vâliliğine tayin olundu. Hazreti Ömer devrinde Medine ye çağrıldı. Bütün hesaplarını muntazam olarak verdiği için, Halife Hazreti Ömer den çok ihsân ve ikram gördü. Kısa bir süre sonra Harran taraflarına vâli tayin edildi. Bu vazîfede bir sene kaldı.

Hazreti Hâlid bin Velîd, 21 (m. 642) yılında Humus ta hastalandı. Yanında silah arkadaşları vardı. Vefât edeceği sırada kılıcını istedi. Kabzasını tutarak şefkatle okşadı. Sonra: "Nice kılıçlar elimde parçalandı, işte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Hâlid in yatakta ölmesidir. Resûlullah ın ( aleyhisselâm ) hiçbir Eshâbı, rahat yatağında ölmedi. Ya savaş meydanlarında veya uzak beldelerde Din-i İslâmı yayarken garîb olarak şehîd oldu. Ah... Hâlid!... Şehîd olamıyan Hâlid! Harb, benim etimi çiğneyemedi. Şehîdlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücûdumda bir karış yer yoktur ki, ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın, ömrü, Din-i İslâmı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü, harb meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehîd olarak beklerdim." dedi. Sonra Yermük savaşını hatırlayarak: "Ah... Yermük günü... İnsan kanlarının vadide sel gibi aktığı Yermük!... Şiddetli bir kırağının olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum. O gece Muhacirlerden kurulu akıncı birliğimle baskın yapmak için sabahı zor etmiştik. Ah.. Yermük harbi... Üçbin yiğitle, yüzbin küffara karşı zafer kazandığımız Mûte yi bile unutturdun!... Ey yakınlarım! Cihada sarılın. Bu topraklar ancak Cihad etmekle korunabilir. Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük muharebedir. Bundan sonra, daha nice savaşlar birbirini takip edecektir. Sakın gaflete düşmeyin!... Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidalarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gazâda diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim..." dedi. Sonra "Vasıyyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın..." deyince ayağa kaldırdılar. "Beni bırakınız, şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım artık beni taşısın" diyerek kılıcına dayandı, "Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım, öldüğüm zaman atımı muharebede tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır," dedi ve yatağına düşüp kelime-i şehâdet getirerek vefât etti.

Bütün Eshâb-ı kiram gibi, Hazreti Hâlid bin Velîd de, ömrünü İslâmiyyetin yayılması için harcamıştır. Peygamber efendimize olan hürmeti, muhabbeti ve bağlılığı son derece idi.

Peygamber efendimiz, Veda Haccı nda mübârek saçlarını tıraş ettiriyordu. Bütün Ehsâb-ı kiram etrâfında toplanmış saçları yere düşürmemek için havada yakalıyorlardı. Mübârek alınlarındaki saçlarına sıra gelince Hazreti Hâlid bin Velîd "Anam, babam, canım sana feda olsun Yâ Resûlallah, ne olur, mübârek alnınızdaki saçları bana verir misiniz" diyerek o kadar yalvardı ki, Hazreti Peygamberimiz onu kıramadı. Tebessüm buyurdular. Mübârek saçları alan Hazreti Hâlid, öptü kokladı, yüzüne gözüne sürdü ve sarığının içine yerleştirdi. Bütün savaşlarda muzaffer olmasının sebebini sorduklarında, sarığını çıkarıp içindeki mübârek saçlar sayesinde olduğunu söylerdi. Yanında, Peygamber efendimizin ism-i şerîfinin, salât ü selâm ilâve edilmeden yalnız olarak söylenmesine müsaade etmezdi. Resûlullah tan ( aleyhisselâm ) kendisine bir şey gelirse bundan, büyük şeref ve se âdet duyar, iftihar ederdi. Bütün Eshâb-ı kiram gibi, o da, sevgili Peygamberimizin rızasını ve hoşnutluğunu kazanabilmek için çırpınırdı. Bunun için her şeylerini feda eder, hiçbir şeyden çekinmezdi. Cesâret ve şecaatini ve askerlikteki tecrübelerini İslâmiyetin her tarafa yayılması için harcamış ve bunun için Peygamber efendimiz tarafından meth edilmişti. Bir gün, Peygamber efendimiz kendisi için "Allahın iyi kullarından biridir" diye söylemişlerdir. Hazreti Hâlid hitâbet ve fesâhatta da çok mahir idi.

Hazreti Hâlid bin Velîd in çocukları hakkında, teferruatlı malûmat olmamakla beraber, Muhacir ve Abdurrahmân isimli iki oğlundan bahsedilmektedir ki, bunlar da kendisi gibi şecaat ve cesâret sahibi idiler.

1) El-A lâm cild-2, sh. 300
2) El-İsâbe cild-1, sh. 413
3) El-İsâbe cild-1, sh. 413
4) Târîh-ul-hamîs cild-2, sh. 247, 144
5) Üsûd-ül-gâbe cild-2, sh. 109
6) Tabakât-ı İbn-i Sa d cild-4, sh. 262, cild-7, sh. 394
7) Târîh-i Taberî cild-3, sh. 103, 156
8 ) Mevâhib-i ledünniye cild-1, sh. 197
9) Ensâb-ul-eşrâf cild-1, sh. 356
10) İbn-i Hişâm cild-4, sh. 239
11) El-Kâmil fi t-târîh cild-2, sh. 303
12) İnsan-ül-uyûn cild-2, sh. 788
13) Sahîh-i Buhârî cild-5, sh. 87
14) İbn-i Haldûn târîhi cild-2, sh. 41
15) Zerkânî Mevahib Şerhi cild-2, sh. 273

595
Quote from: snrj on 16 Sep 2015 22:49Sunnileri desteklesede
her ne kadar sapkın olursa olsun bir müslümanın bir müslümanım diyen birini öldürmesine karşıyım
hatta bu konuda birde hadis vardı

 - Resulullah hayatındada münafıklar vardı ve o bildiği halde bir şey dememiştir.Biz kendini Müslüman tanıtan insanlara ve öyle yaşamaya çalışanlara kesinlikle bir şey demiyoruz.Ama bilmek gerekir ki bugünün Suriye'si İran eliyle ayakta durmakta ve bugünün Türkiyesinde içerde çok fazla Şii insan bulunmakta kısa özün sözü :) Sadece bir Nasheed olarak dinlenmektedir.Yoksa gözümüzle kötülüğünü görmediğimiz insanlara karşı bir sıkıntımız bulunmamaktadır.
597
Allah'a Doğru Firar Edin ! | Herkesin İzlemesi Gereken İbretlik Kısa Film
https://youtu.be/Z_2a6yzXef0?list=PLdbR03lvux9vTcKpQH1wBgFuxw_XhvF72
598
MUHTEŞEM FIRSAT: ZİLHİCCE'NİN ON GÜNÜ
Yarın Başlıyor (15 Eylül 2015 â€" 1 Zilhicce 1436);

Bazı tefsirlerde, Fecr sûresinin 2. ayetinde geçen ve Rabbimizin (c.c.) üzerine yemin ettiği "on gece"nin zilhiccenin ilk on gecesi olduğu belirtilen BÜYÜK GÜNLER başlıyor.
Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] in "Allah katında zilhiccenin ilk on gününden daha faziletli olan gün yoktur" (1)
buyurduğu BÜYÜK GÜNLER başlıyor.
İçinde, Mâide sûresinin 3. ayetinde geçen "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm a razı oldum." denen "bugün"ün zilhiccenin 9. gününün (arefe gününün) yer aldığı BÜYÜK GÜNLER başlıyor.
İçinde, Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] in "Allah katında günlerin en büyüğü kurban günüdür." (2) buyurduğu zilhiccenin 10. gününün (Kurban bayramının birinci gününün) yer aldığı BÜYÜK GÜNLER başlıyor.


(1) [İbn Hibbân, Sahîh, 2/562]
(2) [Ahmed, Müsned, 4/350; Suyûtî, el-Câmiü s-Sagîr, 1064]

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır. Kamerî ayların 12 ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır.
Zilhicce ayının hepimize hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz. Bugünden itibaren bu gecelerin fazileti hakkında rivayet olunan hadis-i şerifleri sizlerle paylaşacağız inşallah. Gayret bizden, dua sizden, muvaffakiyet Allah tandır.  Selam ve dua ile…
600
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Şehidin ölüm (darbesinden) duyduğu ızdırab sizden birinin çimdikten duyduğu ızdırap kadardır."

[Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26, (1668).]
MENU ×